Kategoriler
Uncategorized

0x458991e2

0x458991e2

Kategoriler
Uncategorized

0xcb290332

0xcb290332

Kategoriler
Uncategorized

0x3e266b10

0x3e266b10

Kategoriler
Uncategorized

TEKNOLOJİNİN MEVZUAT İLE İMTİHANI

TEKNOLOJİNİN MEVZUAT İLE İMTİHANI: SERİ HİBRİT ARAÇLARIN ÖTV POZİSYONU

Otomotiv sektöründeki teknolojik dönüşüm, çevre dostu alternatiflerin piyasadaki payını artırırken, vergi hukukunda da yeni hukuki tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu tartışmaların odağında, hem içten yanmalı hem de elektrikli motora sahip olan hibrit (melez) araçların Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) karşısındaki konumlandırılması yer almaktadır. Geçmiş dönem yargı kararlarına yansıyan düşük vergi avantajlarının yerini alan yeni kademeli vergilendirme rejimi, konunun hukuki öngörülebilirlik ve verginin kanuniliği ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

1. Hibrit Araçların Vergilendirilmesinde Temel İlke ve Sınıflandırma

Türk vergi yargısının ve idari düzenlemelerin üzerinde uzlaştığı en temel ilke; bir aracın yapısında elektrik motoru barındırmasının, onu tek başına “sadece elektrik motorlu araçlar” kategorisine sokmayacağıdır.

Danıştay 7. Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir taşıtın elektrik motorunun yanı sıra alternatif bir motor seçeneğine (içten yanmalı motor) daha sahip olması, aracın münhasıran elektrikli araçlara tanınan vergi avantajlarından yararlanmasına engel teşkil eder (Danıştay 7. Daire, E.2025/976, K.2025/2752; E.2025/838, K.2025/2756). Bu doğrultuda bu tür araçlarda vergilendirme rejimi şu esaslara dayanmaktadır:

  • Silindir Hacmi Esası: Hibrit araçlarda vergi matrahı ve oranı belirlenirken, elektrikli motor değil, araçta yer alan içten yanmalı motorun silindir hacmi dikkate alınır.
  • Teknik Fonksiyonun Önemsizliği: İçten yanmalı motorun doğrudan tekerleklere güç verip vermemesi (yani sistemin seri, paralel veya plug-in hibrit olması) vergilendirme usulünü ve tabi olunan kategoriyi değiştirmemektedir.

2. Uygulanan ÖTV Oranları ve Motor Hacmi Kriteri

Hibrit araçlar, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’na ekli (II) sayılı listenin “Diğerleri” grubu altında sınıflandırılmaktadır. Yargı kararlarına yansıyan somut uyuşmazlıklar ve uygulanan oranlar incelendiğinde net bir tablo ortaya çıkmaktadır:

1600 cm³ ve Altındaki Hibrit Araçlar

Danıştay 7. Dairesi’nin yerleşik kararlarında, örneğin 1497 cm³ silindir hacmine sahip hibrit bir aracın, kanunun ilgili listesindeki “Diğerleri” (Motor silindir hacmi 1600 cm³’ü geçmeyenler) alt başlığında değerlendirilmesi gerektiği ve %80 oranında ÖTV’ye tabi olduğu hükme bağlanmıştır (Danıştay 7. Daire, E.2025/519, K.2025/2754; E.2025/855, K.2025/2755).

Yargının “Kanun Boşluğu” Yaklaşımı: Yüksek mahkeme, 1600 cm³ altındaki hibrit araçlar için özel veya indirimli bir vergi oranının mevzuatta açıkça düzenlenmemiş olmasını bir “hukuki boşluk” olarak görmemektedir. Aksine bu durum, kanun koyucunun bilinçli takdiri ve yasal düzenleme tercihi olarak kabul edilmektedir.

3. Güncel Mevzuatta Vergi Dilimlerinin Dönüşümü: Sadece Elektrikli Araçlar

Vergi politikasında geçmiş yıllarda uygulanan sabit ve sembolik oranlar (örneğin eski kararlarda geçen %10’luk elektrikli araç ÖTV tabanı) tamamen yürürlükten kaldırılmıştır (VDDK, E.2025/20, K.2025/19; Konya BİM 2. VDD, E.2019/1248, K.2020/44) Güncel uygulamada, münhasıran (sadece) elektrik motorlu araçlar için motor gücü ( ) ve vergisiz fiyat (ÖTV matrahı) kriterine dayalı yeni bir kademeli sistem uygulanmaktadır.

Güncel Elektrikli Araç ÖTV Oranları Matrisi

Yeni yasal düzenleme uyarınca taban ÖTV oranı %25’e yükseltilmiş olup güncel baremler şu şekildedir:

  1. Motor Gücü 160 kW ve Altında Olan Elektrikli Araçlar:
    • ÖTV Matrahı (Vergisiz Bedeli) 1.650.000 TL ve altında olanlar: %25 ÖTV
    • ÖTV Matrahı (Vergisiz Bedeli) 1.650.000 TL ve üzerinde olanlar: %55 ÖTV
  1. Motor Gücü 160 kW Üzerinde Olan Elektrikli Araçlar:
    • ÖTV Matrahı (Vergisiz Bedeli) 1.650.000 TL ve altında olanlar: %65 ÖTV
    • ÖTV Matrahı (Vergisiz Bedeli) 1.650.000 TL ve üzerinde olanlar: %75 ÖTV

Kablo ile Şarj Edilebilir (Plug-in) Hibrit İstisnası

Geleneksel (kendi kendini şarj eden) hibrit araçlar %80 vergi diliminde kalmaya devam ederken, çevre politikaları gereği karbon salımı 25 g/km’nin altında ve elektrikli menzili en az 70 km olan şarj edilebilir (Plug-in Hybrid) araçlar için yasaya yeni teşvik oranları eklenmiştir:

  • Motor hacmi 1600 cm³’ü geçmeyen ve matrahı 1.350.000 TL’yi aşmayanlar: %30 ÖTV
  • Motor hacmi 1600 cm³’ü geçmeyen ve matrahı 1.350.000 TL’yi aşanlar: %60 ÖTV
  • Motor hacmi 1600 cm³ ile 1800 cm³ arasında olup matrahı 1.350.000 TL’yi aşmayanlar: %70 ÖTV

4. Hukuki Tartışmalar ve Karşı Görüşler: Kıyas Yasağı ve Kanunilik

Mevcut çoğunluk görüşü hibrit araçları silindir hacmine göre “Diğerleri” kategorisinde vergilendirse de, yargı kararlarında dikkat çekici muhalefet şerhleri (karşı oylar) yer almaktadır.

Danıştay 7. Dairesi bünyesindeki bazı karşı oy gerekçelerinde; hibrit araçların teknik yapısı, çalışma prensipleri ve emisyon avantajlarının kanunda açık, net ve spesifik olarak düzenlenmediği ileri sürülmüştür (Danıştay 7. Daire, E.2025/229, K.2025/2753). Bu teknik farklılığa rağmen, araçların doğrudan genel “Diğerleri” kategorisine dahil edilerek yüksek oranlara tabi tutulmasının, Anayasa’nın 73. maddesinde güvence altına alınan “verginin kanuniliği” ilkesini ve vergi hukukunun en temel direktiflerinden biri olan “kıyas yasağı” kuralını zedeleyebileceği savunulmuştur. Ancak yeni mevzuatın yavaş yavaş “şarj edilebilir hibrit” gibi kavramları kanun metnine eklemesi, bu karşı oylarda belirtilen hukuki belirsizlikleri gelecekte tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olumlu adımlardır.

5. Araç Sahipleri ve Alıcıları İçin Yönlendirmeler: Hukuki ve Finansal Yol Haritası

Yargı kararları ve güncel mevzuat ışığında, hibrit veya elektrikli araç almayı planlayan ya da halihazırda almış olan vatandaşların şu pratik adımlara dikkat etmesi gerekir:

Aksesuar Faturalandırmasını Ayırın: Araçla birlikte eş zamanlı kesilen aksesuar faturaları ÖTV matrahına dahil edilmektedir. Aracın matrahını suni olarak yükseltip üst vergi dilimine (%25’ten %55’e veya %30’dan %60’a) girmesini önlemek adına, opsiyonel donanım ve aksesuarları mümkünse araç tescil edildikten sonra bağımsız bir fatura ile satın alın.

Teknik Belge (CoC) Kontrolü Yapın: Şarj edilebilir (Plug-in) hibrit teşvikinden (%30 veya %60 ÖTV) yararlanabilmek için, aracın teknik uygunluk belgesinde karbon salımının 25 g/km’nin altında ve elektrikli menzilinin en az 70 km olduğunu bayiden mutlaka teyit edin. Aksi halde araç doğrudan %80 ÖTV’ye tabi tutulur.

İhtirazi Kayıtla Beyan ve Dava Hakkı: Şahsi veya ticari araç ithalatında gümrük idaresinin doğrudan en yüksek orandan (%80) vergilendirme yapması halinde, gümrük beyannamesine ihtirazi kayıt koyarak 30 gün içinde Vergi Mahkemesinde dava açabilirsiniz. Davada, Danıştay 7. Dairesi’ndeki “kıyas yasağı” ve “verginin kanuniliği” yönündeki güçlü karşı oy gerekçelerini (E.2025/229, K.2025/2753) emsal gösterebilirsiniz.

Tüketici Hakları ve Tazminat: Satış sürecinde bayi tarafından “düşük vergiye tabi” olduğu beyan edilen ancak sonradan yüksek ÖTV uygulandığı anlaşılan araçlar için adli yargıda bayi/üretici aleyhine “ayıplı hizmet ve gizli ayıp” kapsamında maddi tazminat davası açma hakkınız mevcuttur (Yargıtay HGK, E.2018/320, K.2021/1394).

Sonuç: Türk vergi yargısının yerleşik içtihatları, hibrit araç vergilendirilmesinde “teknik karma yapıya” değil, “içten yanmalı motor mevcudiyetine” odaklanmaktadır. Kanun koyucu, elektrikli araçlardaki %10’luk taban vergi oranını kaldırıp alt sınırı %25’e çekerken, hibrit dünyasında sadece “Plug-in” (şarj edilebilir) teknolojisine özel kademeli geçiş hakkı tanımıştır. Mevzuatın gelişim yönü, Danıştay’ın “boşluk yoktur, kanun koyucunun takdiri vardır” yönündeki kararlarını haklı çıkarmakta; vergi idaresinin çevre dostu araçları vergilendirirken matrah ve motor gücü ( ) dengesini daha sıkı gözettiğini ortaya koymaktadır.

Seher DUGAN

Kategoriler
Uncategorized

Ortaklığın Giderilmesi Davası Nedir? Ortaklık Türleri ve İzlenen Usuller

Ortaklığın Giderilmesi Davası Nedir?

İzale-i şuyu davası veya ortaklığın giderilmesi davası paylı ya da elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz malda ortak mülkiyetin sona erdirilmesini amaçlar. Özellikle hisseli tapularda tarafların birlikte hareket etmekte zorlanması durumunda başvurulan önemli bir hukuki yoldur. Ortaklık Nedir?

Ortaklık, bir mal veya hakkın birden fazla kişiye ait olması durumudur. Bu ortaklığa çeşitli durumlar sebep olmaktadır.

Örneğin:

  • Miras kalan evler
  • Hisseli arsalar
  • Ortak yatırımla alınan taşınmazlar
  • Tarım arazileri ortak mülkiyet kapsamında değerlendirilebilir.

Kaç Çeşit Ortaklık Vardır?

Türk Medeni Kanunu kapsamında iki çeşit ortaklık bulunmaktadır.

Paylı Mülkiyet (Hisseli Ortaklık)

Paylı mülkiyet, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 688 ila 700’üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Paylı mülkiyette her ortağın belirli bir hissesi vardır. Tapuda oranlar açık şekilde belirtilir. Başka bir düzenleme yapılmadıkça hisseler paylı mülkiyette paylar eşit sayılır. Her ortak kendi payı üzerinde belirli haklara ve yükümlülüklere sahiptir ancak taşınmazın tamamı üzerinde tek başına karar veremez. Söz konusu durum Türk Medeni Kanunu madde 688’de düzenlenmiştir. Bu düzenleme “Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır.

Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur.

Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.” şeklindedir.

Elbirliği Mülkiyeti

Elbirliği mülkiyeti kanun veya kanundan doğan sözleşmeler ile kurulan birlikte mülkiyet hakkına sahip olma durumudur. Bu mülkiyette ortakların belirlenmiş hisseleri bulunmaz. Ortaklar malın tamamına maliktir.

Bu sistemde:

  • Tüm ortaklar birlikte hareket eder
  • Tek başına işlem yapmak mümkün olmaz
  • Pay oranları net şekilde belirlenmez

Özellikle miras kalan taşınmazlarda sık karşılaşılan bir ortaklık türüdür.

Ortaklığın Giderilmesi Davası Nedir?

Ortaklığın giderilmesi davası diğer adıyla izale-i şüyu davası, taşınmaz veya taşınır malda ortak mülkiyet ilişkisinin sona erdirilmesi amacıyla açılan davadır. Tarafların kendi aralarında anlaşamaması durumunda pay sahiplerinden bir ya da birkaçının dava açması ile mahkeme devreye girer ve paylaşım yöntemini belirler. Ortaklardan yalnızca birinin dava açması yeterlidir. Ancak dava açmadan önce davacı tarafın arabuluculuk yoluna başvurması zorunludur. Söz konusu dava çok taraflı bir dava olup sonuçları tüm pay sahipleri için benzer niteliktedir.

Ortaklığın Giderilmesinde Hangi Usul İzlenir?

Mahkeme öncelikle taşınmazın niteliğini ve paylaşım imkanını değerlendirir. Genellikle iki farklı yöntem uygulanır. Bu yöntemler ise Türk Medeni Kanunu madde 699/1’de “Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.” şeklinde açıklanmıştır:

  • Aynen taksim (fiili bölüşüm) ile ortaklığın giderilmesi
  • Satış yoluyla ortaklığın giderilmesi

Ortaklığın Giderilmesinde Zorunlu Arabuluculuk

Zorunlu arabuluculuk ortaklığın giderilmesi davasında dava şartıdır. Taraflar mahkemede dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk yoluna gitmelidirler yoksa dava usulden reddedilir. Arabuluculuk görüşmeleri esnasında tarafların anlaşması halinde anlaşma belgesi düzenlenir ve malın paylaşılması arabuluculuk anlaşma tutanağında düzenlendiği şekilde ortaklık giderilir.

Aynen Taksim Yoluyla Paylaşım

Aynen taksim şekline paylaşım yapılabilmesi için taraflardan herhangi birisinin talepte bulunması yeterlidir. Bu talepten sonra hakimin aynen taksimin olup olamayacağını araştırır ve uygun düşüyorsa karar verir. Bu durum Türk Medeni Kanunu 299. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme “Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir. “ şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle de anlaşılacağı üzere aynen paylaşma yöntemi talep edilmişse hakim buna uygun düşüyorsa karar verir. Bu durumda her ortağa belirli bölüm tahsis edilir. Eksik kalınması halinde denkleştirme yöntemi ile eksik kısım kapatılır. Ancak taşınmaz bölünmeye uygun değilse satış yöntemi tercih edilir.

Satış Yoluyla Ortaklığın Giderilmesi

Aynen paylaştırılma mümkün olmadığı durumlarda ortaklık satış yöntemi ile giderilir. Mahkeme taşınmazın satışına karar verir ve satış memurluğu veya icra dairesi tarafından satılır. Satış genellikle açık artırma yoluyla yapılır. Paydaşların talep etmesi halinde satış paydaşlar arasında yapılabilir. Elde edilen gelir paydaşlara hisseler oranında paylaştırılır.

Satış sürecinde taşınmazda bulunan bitki ev gibi taşınması mümkün olmayan yapılar da satılır ve taşınmazı satın alan kişinin mülkiyetine geçer. Bu noktada bu bitki ve yapıların bedellerinin tespit edilmesi ve bunu sadece bir veya birkaç kişi taşınmaza eklemişse o kişi veya kişilere oranı ölçüsünde verilmesi gerekmektedir. Bu noktada bu bitki ve ev gibi yapıların bedelinin tespit edilebilmesi için muhdesatın aidiyetinin tespiti davası da açılmalıdır.

Sonuç

Ortaklığın giderilmesi davası (izale-i şuyu davası), ortaklı malların kullanılması, yönetilmesi veya satılması gibi aşamalarda yaşanan anlaşmazlıkların çözümünde önemli bir hukuki yoldur. Ortaklık nedir, kaç çeşit ortaklık vardır, ortaklığın giderilmesinde hangi usul izlenir ve paylaşma nasıl yapılır sorularının yanıtı; malın yapısına ve ortaklık türüne göre değişiklik gösterebilir.

Özellikle uzun süredir devam eden hisseli mülkiyet sorunlarında doğru hukuki adımların atılması büyük önem taşır. Sürecin dikkatli takip edilmesi, usul hatalarının incelenmesi ve paylaşım yöntemlerinin doğru değerlendirilmesi hak kaybını önleyebilir.

Kategoriler
Uncategorized

Hakaret Suçu ve Cezası Nedir? Soruşturma Süreci, Deliller ve Yargılama Aşamaları

Hakaret Suçu ve Cezası Nedir?

Günümüzde sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte hakaret suçuna ilişkin davalarda ciddi artış yaşanmaktadır. Özellikle internet ortamında yapılan yorumlar, mesajlar veya paylaşımlar birçok kişinin hukuki süreçle karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle “Hakaret nedir?”, “Hakaret suçu nasıl oluşur?”, “Cezası nasıl belirlenir?” ve “Soruşturma ile yargılama aşamaları nasıl yürür?” gibi sorular oldukça sık araştırılır hale gelmiştir.

Hakaret suçu, kişinin onurunu, şerefini ve saygınlığını zedeleyen söz veya davranışları kapsar. Ancak her sert ifade hukuken hakaret sayılmaz. Bir sözün suç oluşturup oluşturmadığı; kullanılan ifadeye, olayın bağlamına ve delillere göre değerlendirilir.

Bu yazıda hakaret suçunun kapsamını, hangi delillerin kullanılabileceğini, soruşturma süreçlerinin nasıl ilerlediğini ve cezanın hangi kriterlere göre belirlendiğini detaylı şekilde ele alacağız.

Hakaret Nedir?

Hakaret, bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövme şeklindeki ifadelerle kişinin kişilik haklarına saldırılmasıdır. Türk Ceza Kanunu madde 125’te “Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır.

Türk Ceza Kanunu kapsamında hakaret suçu hem sözlü hem yazılı hem de dijital yollarla işlenebilir.

Hakaret sayılabilecek bazı örnekler şunlardır:

  • Küfür içeren ifadeler
  • Aşağılayıcı sözler
  • Kişinin toplum önünde küçük düşürülmesi
  • Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret içerikli paylaşımlar
  • Mesaj veya e-posta yoluyla gönderilen ağır ithamlar

Ancak her kaba söz otomatik olarak hakaret suçu oluşturmaz. Mahkemeler ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasında denge kurmaya çalışır.

Hakaret Suçu Nasıl Oluşur?

Bir ifadenin hakaret suçu sayılabilmesi için belirli şartların oluşması gerekir.

Kişinin Onur ve Saygınlığını Zedeleme

Hakaret suçunun temel unsuru, mağdurun toplum içindeki itibarını hedef alan bir davranışın bulunmasıdır. TCK madde 125’te bu durum aynen “onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi” diyerek açıklamıştır.

Örneğin:

  • Küfür etmek
  • Aşağılayıcı lakap takmak
  • Kişiyi küçük düşürücü ithamlarda bulunmak

hakaret kapsamında değerlendirilebilir.

Belirli Bir Kişiye Yönelik Olması

Hakaret suçunun oluşabilmesi için sözlerin belirli veya belirlenebilir bir kişiye yönelmiş olması gerekir.

Genel ve soyut ifadeler çoğu zaman suç kapsamında değerlendirilmez.

Kast Unsuru

Hakaret suçunda failin bilinçli hareket etmesi gerekir. Yanlış anlaşılma veya istem dışı kullanılan ifadeler her zaman suç oluşturmayabilir.

Hakaret Cezası Nasıl Belirlenir?

Hakaret cezası belirlenirken olayın niteliği, kullanılan ifadeler ve suçun işleniş şekli dikkate alınır.

Mahkeme şu kriterleri değerlendirir:

  • Hakaretin ağırlığı
  • Sosyal medya üzerinden yayılıp yayılmadığı
  • Kamu görevlisine karşı işlenip işlenmediği
  • Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerinden dolayı işlenip işlenmediği
  • Mağdur üzerindeki etkisi

Bazı durumlarda ceza artırılabilir. Örneğin kanunda madde 125/4’te “Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” Diyerek artırılabileceği durum belirtilmiştir.

Sosyal Medyada Hakaret Cezası

Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret içerikli paylaşımlar da suç kapsamına girebilir.

Özellikle:

  • Herkese açık paylaşımlar
  • Yorumlar
  • Tweetler
  • Hikaye paylaşımları
  • Video içerikleri

mahkemeler tarafından delil olarak değerlendirilebilir.

Aleni şekilde işlenen hakaretlerde yukarıda değindiğimiz gibi ceza artırımı gündeme gelebilir.

Kamu Görevlisine Hakaret

Görevi nedeniyle kamu görevlisine karşı yapılan hakaretlerde cezalar daha ağır değerlendirilebilir.

Örneğin:

  • Polis memuru
  • Hakim
  • Savcı
  • Öğretmen
  • Doktor

gibi kamu görevlilerine görevleri sebebiyle hakaret edilmesi farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu durum kanunun 125. maddesinin 3. fıkrasının a bendinde “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.” Şeklinde açıklanmıştır.

Hakaret Davasında Hangi Deliller Kullanılabilir?

Hakaret suçlarında delil oldukça önemlidir. Çünkü çoğu zaman olay sözlü veya dijital iletişim yoluyla gerçekleşir.

“Hangi deliller kullanılabilir?” sorusu uygulamada en çok araştırılan konular arasındadır.

Mesaj ve WhatsApp Kayıtları

Telefon mesajları, WhatsApp konuşmaları veya diğer mesajlaşma uygulamaları önemli delil niteliği taşıyabilir.

Ancak kayıtların hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması gerekir.

Sosyal Medya Ekran Görüntüleri

Instagram, X (Twitter), Facebook veya diğer platformlardaki paylaşımlar delil olarak sunulabilir.

Mümkünse:

  • Tarih bilgisi
  • Kullanıcı adı
  • URL kaydı

saklanmalıdır.

Tanık Beyanları

Hakaretin yüz yüze gerçekleştiği durumlarda tanık anlatımları önemli rol oynayabilir.

Ses ve Görüntü Kayıtları

Bazı durumlarda ses kayıtları delil olarak kullanılabilir. Ancak gizlice yapılan kayıtların hukuki niteliği olayın şartlarına göre değişebilir. Bu nedenle profesyonel hukuki değerlendirme önemlidir.

Hakaret Suçunda Soruşturma Aşamaları Nasıl Yürür?

Türk Ceza Kanunu madde 131/1’e göre “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.” Hakaret suçunun soruşturulması için şikayet aranmaktadır.

Şikayet Başvurusu

Mağdur kişi:

  • Savcılığa
  • Polis merkezine
  • Jandarmaya

başvurarak şikayette bulunabilir.

Ancak mağdurun şikayet etmeden önce ölmesi veya ölen kişinin hatırasına karşı hakaret edilmesi halinde Türk Ceza Kanunu 131/2’de “Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.” Sayılmış kişilerin de şikayet edebileceğini ifade etmiştir.

Şikayet sırasında delillerin sunulması süreci hızlandırabilir.

Savcılık İncelemesi

Savcılık şu unsurları değerlendirir:

  • Delillerin yeterliliği
  • Hakaret unsurunun oluşup oluşmadığı
  • Şüphelinin kimliği
  • Olayın hukuki niteliği

Yeterli şüphe oluşursa iddianame hazırlanabilir.

Ön Ödeme Süreci

Hakaret suçları çoğu zaman ön ödeme kapsamındadır.

Şüpheli, Cumhuriyet savcılığı tarafından kendisine tebliğ edilen miktarı (yasada belirlenen ceza karşılığı olan miktar ve soruşturma giderlerini) tebligattan itibaren 10 gün içinde devlet hazinesine ödediği takdirde dava açılmaz. Dava açıldıktan sonra ödenirse davanın düşmesine karar verilir. Ancak Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçu şikayete bağlı değildir. Bu suç tipi ön ödeme prosedürüne tabi değildir ve doğrudan soruşturulur.

Hakaret Davasında Yargılama Aşamaları Nasıl Yürür?

Soruşturma sonrasında dava açılırsa ceza mahkemesinde yargılama süreci başlar.

Delillerin İncelenmesi

Mahkeme:

  • Mesaj kayıtlarını
  • Tanıkları
  • Sosyal medya içeriklerini
  • Teknik raporları

inceleyebilir.

Savunma Süreci

Sanığın ifade özgürlüğü kapsamında savunma yapma hakkı vardır.

Bazı durumlarda:

  • Hakaret kastı bulunmadığı
  • Sözlerin eleştiri niteliğinde olduğu
  • Delillerin hukuka aykırı elde edildiği

ileri sürülebilir.

Mahkeme Kararı

Hakim tüm dosyayı değerlendirerek:

  • Beraat
  • Ceza verilmesi
  • Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
  • Para cezasına çevirme

gibi kararlar verebilir.

Hakaret Davalarında En Sık Yapılan Hatalar

Hakaret davalarında tarafların yaptığı bazı hatalar süreci olumsuz etkileyebilir.

Delilleri Silmek

Mesaj veya paylaşım kayıtlarının silinmesi ispat sürecini zorlaştırabilir.

Hakarete Hakaretle Karşılık Vermek

Türk Ceza Kanun madde 129/3’te “Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” Şeklinde açıklanmıştır. Ancak bu durum kesin olmayıp her olay kendi içerisinde değerlendirilir.

Sosyal Medyada Tartışmayı Büyütmek

Hakaret içerikli yorumların yayılması hukuki riskleri artırabilir.

Hakaret Suçunda Zamanaşımı ve Şikayet Süresi

Hakaret suçunda şikayet süresi oldukça önemlidir.

Genellikle mağdurun:

  • Hakaret fiilini ve bunu yapan kişiyi öğrendiğinde
  • 6 ay içinde

şikayette bulunması gerekir.

Bu süre kaçırılırsa şikayet hakkı kaybedilebilir.

Hakaret Davasının Faydaları Nelerdir?

Hakaret davaları yalnızca ceza amacı taşımaz. Aynı zamanda kişilik haklarının korunmasına yardımcı olur.

Başlıca faydaları şunlardır:

  • Kişinin itibarını korur
  • Dijital zorbalığın önüne geçebilir
  • Hukuki hakların kullanılmasını sağlar
  • Sosyal medya kaynaklı mağduriyetleri azaltabilir
  • Caydırıcılık oluşturabilir
  • Manevi zararların giderilmesine katkı sağlayabilir

Hakaret Suçunda Nasıl Bir Yol İzlenmeli?

Hakaret mağduru olan kişilerin süreci dikkatli yönetmesi önemlidir.

Delilleri Saklayın

Mesajlar, ekran görüntüleri ve tanık bilgileri korunmalıdır.

Süreleri Kaçırmayın

Şikayet süresi geçmeden başvuru yapılmalıdır.

Profesyonel Değerlendirme Alın

Özellikle dijital delillerin hukuka uygun kullanılması açısından uzman görüşü önem taşıyabilir.

Hakaret Suçuyla İlgili Sık Sorulan Sorular

Küfretmek her zaman hakaret sayılır mı?

Çoğu durumda evet. Ancak olayın bağlamı ve kullanılan ifade değerlendirilir.

Sosyal medya yorumu nedeniyle dava açılabilir mi?

Evet. Kamuya açık yorumlar hakaret suçu kapsamında değerlendirilebilir.

Hakaret suçunda hapis cezası olur mu?

Duruma göre adli para cezası veya hapis cezası gündeme gelebilir.

Ekran görüntüsü delil sayılır mı?

Evet. Ancak doğruluğunun desteklenmesi önemlidir.

Hakaret davası ne kadar sürer?

Dosyanın yoğunluğuna ve delillere göre süre değişebilir.

Sonuç

Hakaret suçu ve cezası, kişilik haklarının korunması açısından ceza hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hakaret nedir, cezası nasıl belirlenir ve soruşturma ile yargılama aşamaları nasıl yürür sorularının yanıtı; olayın niteliğine, kullanılan ifadelere ve mevcut delillere göre değişiklik gösterebilir.

Özellikle sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte dijital ortamda yapılan paylaşımlar da ciddi hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle öfkeyle yapılan yorumlar veya düşünmeden paylaşılan ifadeler ileride hukuki süreçlere neden olabilir.

Eğer hakaret suçuyla ilgili bir mağduriyet yaşıyorsanız veya hakkınızda soruşturma yürütülüyorsa, süreci bilinçli şekilde takip etmek ve hukuki haklarınızı doğru değerlendirmek oldukça önemlidir.

Kategoriler
Uncategorized

Velayet Davasında Hakim Neye Dikkat Eder? Hakimin Bakış Açısıyla Detaylı Rehber

Boşanma sürecinin en hassas konularından biri şüphesiz velayet meselesidir. Çünkü burada yalnızca anne ve babanın talepleri değil, doğrudan çocuğun geleceği söz konusudur. Bu nedenle mahkemeler velayet kararını verirken oldukça detaylı bir değerlendirme yapar. Aslında hakimin temel yaklaşımı oldukça nettir: Çocuğun üstün yararı.

Hakim, velayet konusunda karar verirken ebeveynlerin ekonomik durumundan yaşam düzenine, çocukla kurduğu iletişimden psikolojik yeterliliğine kadar birçok unsuru birlikte değerlendirir. Bu yazıda velayet davasında hakimin bakış açısını, velayette kurallar kapsamında hangi kriterlerin öne çıktığını ve sürecin nasıl ilerlediğini detaylı şekilde inceleyeceğiz.

Velayet Nedir?

Velayet; çocuğun bakımını, eğitimini, korunmasını ve temsil edilmesini kapsayan yasal hak ve sorumlulukların bütünüdür. Velayet kararı verilirken temel amaç, çocuğun fiziksel ve duygusal gelişimini en sağlıklı şekilde sürdürebileceği ortamı belirlemektir.

Velayet Hakkında Karar Verilirken Nelere Dikkat Edilir?

Velayet davalarında en çok merak edilen konu budur. Hakim yalnızca anne ya da babanın taleplerine göre değil, somut delillere ve sosyal inceleme raporlarına göre karar verir. Türk Medeni Kanununun 182. Maddesinde velayet ve kişisel ilişki hakkında hakime takdir yetkisi verilmiştir.

1. Çocuğun Üstün Yararı

Velayet davalarının en önemli kriteri çocuğun üstün yararıdır. Hakim için esas mesele, çocuğun hangi ebeveyn yanında daha sağlıklı gelişeceğidir.

Bu değerlendirmede şu unsurlar dikkate alınır:

  • Eğitim hayatının düzeni
  • Psikolojik güven ortamı
  • Sosyal çevrenin korunması
  • Fiziksel bakım imkanları
  • Duygusal ihtiyaçların karşılanması

Mahkeme, ebeveynlerden birinin maddi olarak daha güçlü olmasını tek başına yeterli görmez. Çocuğun huzuru ve gelişimi her zaman önceliklidir.

2. Çocuğun Yaşı

Hakimin bakış açısı çocuğun yaşına göre değişebilir. Özellikle küçük yaşta çocuklarda anne bakımına duyulan ihtiyaç önemli bir kriter olarak değerlendirilir. Ancak bu durum otomatik olarak velayetin anneye verileceği anlamına gelmez.

Örneğin:

  • Bebeklik döneminde anne bakımının önemi daha yüksektir.
  • Okul çağındaki çocuklarda eğitim düzeni dikkate alınır.
  • Ergenlik döneminde çocuğun kendi görüşü daha fazla önem kazanır.

3. Çocuğun Görüşü

Belirli bir olgunluğa ulaşmış çocukların görüşü mahkeme tarafından dikkate alınabilir. Özellikle çocukların hangi ebeveynle yaşamak istediği önem taşır.

Ancak hakim yalnızca çocuğun beyanına göre karar vermez. Çünkü çocuk, ebeveyn baskısı altında kalmış olabilir. Bu nedenle pedagog ve uzman raporları büyük önem taşır.

4. Ebeveynlerin Psikolojik ve Sosyal Durumu

Velayette kurallar kapsamında ebeveynlerin ruhsal ve sosyal yeterliliği ciddi şekilde incelenir.

Hakim şu sorulara yanıt arar:

  • Çocuğa güvenli ortam sağlayabiliyor mu?
  • Öfke kontrolü var mı?
  • Şiddet geçmişi bulunuyor mu?
  • Alkol veya madde bağımlılığı mevcut mu?
  • Çocuğun ihtiyaçlarına karşı ilgili mi?

Eğer ebeveynlerden biri çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilecek davranışlar sergiliyorsa, bu durum velayet kararını doğrudan etkileyebilir.

5. Ekonomik Durum

Toplumda yaygın bir yanlış inanış vardır: Maddi durumu iyi olan taraf velayeti alır. Oysa uygulamada durum bu kadar basit değildir.

Hakim ekonomik koşulları değerlendirir ancak tek kriter olarak görmez. Çünkü önemli olan yalnızca gelir düzeyi değil, çocuğun ihtiyaçlarının sürdürülebilir şekilde karşılanabilmesidir.

Örneğin:

  • Düzenli gelir
  • Yaşam standardı
  • Barınma koşulları
  • Eğitim imkanları

gibi unsurlar değerlendirmeye alınır.

6. Ebeveynin Çocukla İlgilenme Düzeyi

Hakimin bakış açısından ebeveynin çocukla kurduğu bağ oldukça önemlidir.

Şu durumlar incelenebilir:

  • Günlük bakım kim tarafından sağlanıyor?
  • Okul süreçleriyle kim ilgileniyor?
  • Sağlık kontrollerine kim götürüyor?
  • Çocukla kaliteli zaman geçiriliyor mu?

Mahkeme, çocuğun alıştığı düzenin mümkün olduğunca korunmasına dikkat eder.

7. Sosyal İnceleme Raporu

Velayet davalarında uzman pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacı tarafından hazırlanan sosyal inceleme raporu kritik öneme sahiptir.

Bu raporda:

  • Evin fiziksel koşulları
  • Çocuğun ebeveynle ilişkisi
  • Psikolojik gözlemler
  • Çocuğun davranışları
  • Aile ortamı

gibi detaylar yer alır.

Hakim karar verirken bu raporlardan ciddi ölçüde yararlanır.

Velayette Kurallar Nelerdir?

Velayet konusunda mahkemelerin dikkat ettiği bazı temel kurallar vardır. Bu kurallar hem çocuğun korunması hem de ebeveyn haklarının dengelenmesi açısından önemlidir.

Çocuğun Menfaati Önceliklidir

Mahkeme hiçbir zaman ebeveynlerden birini ödüllendirme veya cezalandırma amacı taşımaz. Esas amaç çocuğun yararıdır.

Velayet Sonradan Değişebilir

Velayet kararı kesin ve değiştirilemez değildir. Eğer şartlar değişirse yeniden dava açılabilir.

Örneğin: TMK’nın 324. maddesinin 3. fıkrasında “Velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kurulmasına dair kararda taraflara ihtar edilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Velayet Davasında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Velayet sürecinde ebeveynlerin yaptığı bazı hatalar davayı olumsuz etkileyebilir.

Çocuğu Taraflaştırmayın

Çocuğu anne-baba çatışmasının merkezine koymak mahkeme tarafından olumsuz değerlendirilir.

Gerçek Dışı İddialardan Kaçının

Kanıtlanamayan suçlamalar güven kaybına neden olabilir.

Çocuğun Düzenini Korumaya Çalışın

Mahkemeler istikrarlı yaşam düzenine önem verir. Bu nedenle okul, sosyal çevre ve günlük rutinlerin korunması avantaj sağlayabilir.

Velayet Süreci Nasıl İşler?

Dava Açılması

Velayet talebi boşanma davasıyla birlikte veya ayrı dava şeklinde açılabilir.

Delillerin Sunulması

Taraflar:

  • Tanık
  • Mesaj kayıtları
  • Sosyal inceleme raporları
  • Sağlık belgeleri
  • Eğitim kayıtları

gibi delilleri mahkemeye sunabilir.

Uzman İncelemesi

Mahkeme çoğu zaman pedagog veya sosyal hizmet uzmanından rapor ister.

Velayet Davasında Sık Sorulan Sorular

Çalışmayan anne velayet alabilir mi?

Evet. Düzenli gelir tek başına belirleyici değildir. Çocuğun bakımını sağlama kapasitesi daha önemlidir.

Baba hangi durumlarda velayeti alır?

Eğer baba çocuğun gelişimi için daha uygun koşullar sunuyorsa mahkeme velayeti babaya verebilir.

Çocuk istediği ebeveynde kalabilir mi?

Çocuğun görüşü dikkate alınır ancak tek başına belirleyici olmaz.

Aldatma velayet kararını etkiler mi?

Tek başına aldatma doğrudan velayet kaybına neden olmaz. Ancak çocuğun gelişimini olumsuz etkileyen durumlar varsa değerlendirilir. Mahkeme, velayetin kime verileceğine karar verirken eşlerin sadakatsizlik durumunu değil, “Çocuğun Üstün Yararı” ilkesini esas alır.

Sonuç

Velayet davalarında hakimin temel amacı anne ya da babayı haklı çıkarmak değil, çocuğun geleceğini korumaktır. Bu nedenle velayet hakkında karar verilirken nelere dikkat edilir sorusunun cevabı büyük ölçüde “çocuğun üstün yararı” etrafında şekillenir.

Hakimin bakış açısı; çocuğun güvenliği, psikolojik gelişimi, eğitim düzeni ve ebeveynlerin sorumluluk bilinci üzerine kuruludur. Bu süreçte sakin, tutarlı ve çocuk odaklı hareket etmek büyük önem taşır.

Eğer siz de velayet süreciyle ilgili detaylı bilgi almak veya hukuki haklarınızı öğrenmek istiyorsanız, tarafımızla iletişime geçebilirsiniz.

Kategoriler
Uncategorized

İrtifak Hakları

İrtifak Hakları

Ayni haklar, eşyaya bağlı olan haklara verilen genel addır ve iki ana başlığa ayrılmaktadır. İlki mülkiyet hakkıdır, ki bu hak sahibine kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin tamamını bahşetmektedir. Ayni hakların en kapsamlı yetki veren hakkı mülkiyet hakkıdır. İkincisi ise irtifak haklarıdır.  İrtifak hakkı ise bir eşya üzerinde hak sahibine kullanma ve yararlanma ile ilgili yetkilerin bir bölümünü veya tümünü sağlayan ya da malikin mülkiyetle ilgili yetkilerin bazılarının kullanmasını hak sahibine yasaklayan sınırlı bir ayni haktır. İrtifak hakkı, hakka konu teşkil eden eşya ile alakalı yararlanma ve/veya kullanmaya ilişkin yetkilerden tamamını ya da bir kısmını içerebilir, tasarruf yetkisi ise irtifak haklarında bulunmamaktadır. Yani irtifak hakkı sahibi bu hakka konu taşınmazda belli yetkilere sahip olsa da taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır.

İrtifak hakkının konusu kural olarak taşınmaz eşyadır. Tapu kütüğüne kayıtlı bağımsız ve sürekli haklar üzerinde de irtifak hakkı kurulabilir. İrtifak haklarında sınırlı sayı ilkesi geçerlidir. Ayrıca irtifak hakları üç başlık altında incelenmektedir.

  • Şahsa Bağlı İrtifaklar; Lehine tesis edilen kişi ile var olabilen, el değiştiremeyen, miras yoluyla intikal etmeyen, devre de konu olmayan irtifak haklarıdır. Söz konusu hakkın sahibi hayatı boyunca ya da belirlenen süre zarfında hakkını kullanmaya devam eder. Genel anlamda iki ana irtifak hakkı vardır bilinen; İntifa Hakkı ve Oturma(sükna) Hakkı.

 

  • İntifa Hakkı; Sahibine kullanma, yararlanma, bulundurma, yönetme haklarını veren en geniş yetkileri veren irtifak hakkıdır(TMK md.803). Aksine hüküm bulunmuyorsa bu hakka sahip olan kişi tasarruf yetkisini kullanarak hakkın kullanımını devretmeye de ehildir(TMK md. 806). Bu hak taşınırlarda zilyetlik devri suretiyle; taşınmazlarda tapu siciline tescille; haklarda alacağın temliki ile; malvarlığında ise malvarlığı içerisinde bulunan malın cinsine göre tesis edilir. İntifaya konu olan şey tüketilebilen bir şey ise mülkiyette hakla geçmekte ve mislen karşılığı verilmesi gerekmektedir. İntifa hakkının tesis edilmesi sebepleri; intifa hakkının sözleşmeyle kurulması, İntifa hakkının tek taraflı hukuki işlemle kurulması, kanuni intifa hakkı olmak üzere üç şekildedir. Sona ermesi ise; intifaya konu şeyin tamamen yok, yasal intifa hakkı sebebinin ortadan kalkması, hak sahibinin vazgeçmesi, taşınmazlarda sicilin terkini suretiyle, hakkının süresinin dolması yada intifa hakkı tanınan kişinin ölümü ile gerçekleşmektedir. Ayrıca intifa hakkı her ne kadar sahibine en geniş yetkileri bahşetse de intifa hakkı tesis eden taşınmazın maliki çıplak mülkiyet hakkını her daim devredebilecektir. TMK md. 797 hükmü uyarınca tüzel kişiler lehine intifa hakkı en fazla 100 yıllığına tesis edilebilmektedir.

 

  • Oturma Hakkı; tesis edildiği kişiye bir binada veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi veren haktır (TMK md. 823/1). Oturma hakkı, şahsa sıkı sıkıya bağlı olması sebebiyle kiraya verilemez. İş yeri olacak şekilde bu hak kullanılamaz.

 

  • Eşyaya Bağlı (Taşınmaz Lehine) İrtifak Hakları; sadece bir taşınmaz üzerinde ve başka bir taşınmazın lehine kurulabilen bir haktır. Hak sahipliği için ilgili taşınmazın mülkiyetiyle bir bağ oluşturması gerekli olup hak sahipliği faydalanılan taşınmazın mülkiyeti ile devredilebilir. Bunun yanı sıra eşyaya bağlı irtifakın yalnız başına el değiştirmesi söz konusu değildir. Eşyaya bağlı irtifak, bölünmez bir haktır ve yüklü taşınmazın tümünü yük altına sokar. Paylı mülkiyete tabi bir taşınmazın herhangi bir payı üzerinde bir taşınmaz irtifakı kurulamaz.

Taşınmaz lehine irtifak hakkı, bir taşınmaz üzerinde diğer bir taşınmaz lehine konulmuş bir yük olup, yüklü taşınmazın malikini mülkiyet hakkının sağladığı bazı yetkileri kullanmaktan kaçınmaya veya yararlanan taşınmaz malikinin yüklü taşınmazı belirli şekilde kullanmasına katlanmaya mecbur kılar. Yapma borçları, irtifaka başlı başına konu olamaz; ona ancak yan edim olarak bağlanabilir(TMK md.779)

Taşınmaz lehine irtifak hakkı tesis edilebilmesi için bu hakkın tapu kütüğüne şerhi gereklidir.  Hakkın sona ermesi için de yüklü taşınmazın yok olması yahut taşınmaz sicilinden terkini gereklidir. Lehine irtifak kurulan taşınmaz için bu hakkın sağladığı hiç bir yarar kalmamışsa yüklü taşınmaz maliki bu hakkın terkinini isteyebilecektir(TMK md. 785/II).

 

  • Karmaşık İrtifak Hakları; Karmaşık irtifak hakları, şahsa bağlı yahut eşyaya bağlı yani tercihe bağlı şekilde, aksi kararlaştırılmadıkça devredilebilir şekilde tesis edilebilir niteliğe haizdir. Bu özelliği içerisinde bulunduran çokça irtifak hakkı tesis edilebilmekte olsa da en bilinen dört karmaşık irtifak hakkı aşağıdaki gibidir.

 

  • Üst Hakkı; kanun koyucu tarafından TMK m. 826: “Bir taşınmaz maliki, üçüncü kişi lehine arazisinin altında veya üstünde yapı yapmak veya mevcut bir yapıyı muhafaza etmek yetkisi veren bir irtifak hakkı kurabilir. Aksi kararlaştırılmış olmadıkça bu hak, devredilebilir ve mirasçılara geçer. Üst hakkı, bağımsız ve sürekli nitelikte ise üst hakkı sahibinin istemi üzerine tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir. En az otuz yıl için kurulan üst hakkı, sürekli niteliktedir.” şeklinde açıklanmıştır. Bu irtifak hakkı, aksi kararlaştırmadıkça devredilebilen ve mirasçılara geçebilen bir haktır. Yine Türk Medeni Kanunu’nun “Madde 726– Bir kimse kendi arazisindeki yapıda başkasının malzemesini ya da başkasının arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. “ hükmü gereği bir arazide üst hakkı sahibi olan kişi, bu irtifak hakkının konusunu oluşturan yapının malikidir.

 

  • Kaynak Hakkı; doğal veya yapay yollarla komşu taşınmazdan çıkan suyun kendi arazisinden geçebilmesine ilişkin irtifak hakkıdır. Bu hak arazinin suyunun alınmasına ve akıtılmasına katlanma yükümlülüğü doğurmaktadır. Ayrıca mirasçılara geçebilir, devredilebilir niteliktedir, ancak aksinin kararlaştırılması mümkündür.

 

  • Geçit Hakkı; Türk Medeni Kanununda kanun koyucu md.747 hükmünde “Taşınmazından genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir. Bu hak, ilk önce kendisinden bu geçidin istenmesi önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun düşen komşuya karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana karşı kullanılır. Zorunlu geçit iki tarafın menfaati gözetilerek belirlenir.” şeklinde temel olarak düzenlenmiştir. Genel yola çıkmak için bir başka taşınmazı kullanma zorunluluğu bulunan yararına düzenlenmiş bir haktır. Eğer bu hak tarafların anlaşması ile tesis edilemezse yola çıkmak için geçit hakkına ihtiyaç duyan taraf dava yoluyla hakimden bu hakkın tesisini talep edebilmektedir. Ayrıca genel yola çıkmak için tesis edilen bu hakkın kullanılmasına gerek kalmamışsa yani önceden genel yola direkt ulaşım imkanı bulunmayan taşınmazın artık genel yola ulaşımı varsa geçit hakkının artık hukuki yararından bahsedilemeyecektir. Geçit hakkı tesis eden taşınmaz maliki, hukuki yararın bulunmadığından bahisle bu hakkın terkinini talep edebilecektir.

 

  • Mecra Hakkı; su, gaz, elektrik ve benzerlerinin borular sistemi ile bir taşınmazdan geçirilmesi hakkını ifade etmektedir. TMK m. 727 gereği bu borular sistemi dışarıdan görünüyorsa noterce düzenlenecek sözleşme ile, görünmüyorsa tapu kütüğüne tescil suretiyle tesis edilmektedir.
Kategoriler
Uncategorized

Simsarlık

SİMSARLIK SÖZLEŞMESİ

Sözleşme ilişkisine girmek isteyen tarafların birbirlerini bulmaları, çeşitli sebeplerden dolayı güçlük arz edebilmektedir. Bu güçlüğü ortadan kaldırmak, sözleşme yapmak isteyen kişileri bir araya getirmek, sözleşmenin yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamak üzere simsar  diğer adıyla tellal denilen aracıdan yararlanılır. TBK da düzenlenen bu tacir yardımcısı için TBK simsarlık hükümleri uygulanmakta olup, eksik hususlar için vekalet sözleşmesi hükümlerine gidilmektedir. Sözleşmenin tarafları simsar ve iş sahibi iken unsurları; bağımsızlık, geçicilik, yazılı şekil, aracılık ve ücrettir. Simsarlığa ilişkin yasal düzenleme ise TBK md. 520 “Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir. Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır. Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.”

  • Ücrete Hak Kazanma;

TBK md. 521 “ Simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır. Simsarın faaliyeti sonucunda kurulan sözleşme geciktirici koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi hâlinde ödenir. Simsarlık sözleşmesinde simsarın yapacağı giderlerin kendisine ödeneceği kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış olsa bile giderleri ödenir.” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere simsar her halükarda yaptığı harcamaları simsarlığını üstlendiği kişiden talep edebilecektir. Tam ücrete hak kazanması ise tarafları bir araya getirip sözleşme kurulması halinde söz konusu olacaktır.

Ayrıca ücret belirlemesi serbestçe yapılabilecek olup belirlenmemişse tarifeye göre tarife yoksa teamüle göre belirlenmelidir(TBK md. 522)

  • Taşınmaz Simsarlığı;

Taşınmaz simsarlığı, bir taşınmazın üzerinde ayni veya şahsi bir hakkın kurulması amacıyla gerçekleştirilen aracılık faaliyetidir. Taşınmaz tellallığına da esas itibari ile TBK’nın simsarlığa ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Bu konuda ayrıca çıkartılmış bir “Mecburi Standartlar Tebliği” de bulunmaktadır. Taşınmaz simsarlığı emlakçı gibi konut satma kiralama konusunda malik ile satın alacak veya kiralayacak kişiyi bir araya getiren kişidir.

Taşınmaz simsarı da ücret karşılığında bir taşınmaz üzerinde ayni veya şahsi bir hakkın kurulması imkanını hazırlamak veya bu sözleşmenin kurulmasına aracılık etmek üzere yazılı bir sözleşme ile görevlendirilen kişidir.

Buradan hareketle taşınmazın satımı, kiralanması, alım-satım vaatleri, taşınmaz karşılık gösterilerek ödünç alınması, arsa karşılığı inşaat yapılması, taşınmaz trampası, taşınmaz üzerinde irtifak, sükna, sulama, geçit hakkı sözleşmelerinin kurulması, taşınmazın sermaye olarak konulduğu ticaret şirketi kurulması, taşınmaz üzerinde ipotek tesisi, alım, geri alım, önalım gibi eşyaya bağlı borç doğuran sözleşmelere aracılık edilmesi durumunda tellallık sözleşmesinin yazılı olarak yapılması gereklidir.

  • Taşınmaz Simsarlığında Simsarın(Emlakçının) Ücrette Hak Kazanabileceği Diğer Haller;

Taşınmaz kiralama veya satışlarında emlakçıların başına çokça genel durumlardan biri de emlakçı aracılığı ile bulunan evin emlakçı ile görüşmeyen eş üzerinden direkt malikten kiralanması veya satın alınması halidir. Yani emlakçının/ simsarın ücretinden kurtulmaya çalışılmasıdır. Ancak bu konuda çokça yargı kararı mevcuttur. Yargıtay içtihatlarında, taşınmazı simsar aracılığı ile gören alıcının yada kiracının şahsı, eşi, ortağı, idaresindeki şirket kan ve sıhri hısımları vs. sözleşme tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde satın alınması kiralanması halinde simsara taahhüt edilen aracılık bedeline hak kazanılacağı vurgulanmaktadır.

“…Davacı tellalın sözleşmede yazılı taşınmazı göstermesinden sonra davacının davaya konu taşınmazı malikinden tapuda satın aldığı ihtilafsızdır. Davalı taraf, davacı ile olan akdi ilişkiyi sonlandırmadan taşınmazı satın almıştır. Tellallık sözleşmesinde alıcının gördüğü gayrimenkulleri şahsı, ortağı veya idarecisi bulunduğu şirket, kan ve sihri hısımları vs, sözleşme tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde satın alması halinde satış bedeli üzerinden %3 komisyon + KDV komisyon bedeli ödeyeceğinin kararlaştırıldığı da anlaşılmakla, sözleşmenin bu hükmü tarafları bağlar. Davacının dayandığı sözleşme B.K.404. maddesindeki şartlara uygun geçerli bir tellallık sözleşmesi olup, tellal B.K.405/1. maddesi hükmüne göre ücrete hak kazanmıştır.…” (Yarg. 13. HD 2011/4554 E. 2011/11163 K. 06/07/2011 T)

“…tellallık sözleşmesi, tellal ile bu sözleşmeyi imzalayan kişi arasında hak ve borç doğuran bir sözleşme ise de, kira sözleşmesinin tellallık ücret sözleşmesini imzalayan davalının eşi ile yapıldığı, davalı ile taşınmazı kiralayan kişinin aynı soyadı taşıdığı ve tellallık ücret sözleşmesinin yukarıda bahsedilen 5. madde hükmü dikkate alındığında, davacı emlakçının bulduğu taşınmazı davalının eşinin kiraladığını da gözetilerek, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanlış gerekçeler ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir(Yargıtay 3. HD’nin 29.11.2005 tarihli 2005/11697 E., 2005/12907 K sayılı içtihadında;)”

Kategoriler
Uncategorized

Önalım Davası

ÖNALIM  DAVASI

Yasal Önalım Hakkı (şufa hakkı); taşınmaz paydaşının taşınmazdaki payını üçüncü bir kişiye devretmesi halinde önalım hakkı sahibine tek taraflı irade beyanı ile satışa konu payı satın alma yetkisi veren haktır. Önalım hakkı sahibi bu hakkını dava yolu ile kullanabilmektedir. Önalım hakkının yasal dayanakları ise Türk Medeni Kanunu’nda md. 732 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir; “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler”.

Ve bu hak, TMK md. 734 hükmüne uygun şekilde payı alan kişiye karşı dava açmak suretiyle kullanılmalıdır; “Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır. Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür. ”

Önalım Hakkının kullanılabilmesinin şartları üç ana başlığa ayrılmaktadır; paylı mülkiyete tabi bir taşınmazın bulunması, önalım hakkı sahibinin söz konusu taşınmazda paylı malik olması, paylı taşınmazın paydaşlar dışında üçüncü kişiye satılması.

Önalım Davasında; birden fazla paydaşın önalım hakkını kullanması halinde ise şufa hakkından eşit olarak yararlanırlar. Ayrıca bu hakkı kullanmak isteyen paydaşlar, ayrı ayrı dava açabilecekleri gibi birlikte de dava açmaya ehillerdir. Yargıtayın, ayrı ayrı açılan davaların birleştirilmesinde de usul ekonomisi bakımından yarar bulunduğunu belirten içtihatları mevcuttur.

“Paylı mülkiyet şeklinde tapuya kayıtlı bir taşınmazın paydaşlarından birinin payının tamamını ya da bir kısmını üçüncü bir şahsa satması halinde satıcı dışında kalan diğer paydaşların ayrı ayrı dava açmalarında kanuni bir engel yoktur. Bütün paydaşların birlikte dava açması da mümkündür. Ayrı açılan davaların birleştirilmesinde yarar vardır. Paydaşların birlikte açtıkları davanın yargılaması sonunda dava kabul edilirse pay iptal edilerek pay nispetleri ne olursa olsun eşit olarak davalılar adına tescile karar verilir. Eşit oranda tescil 11.06.1946 gün ve 5/18 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı gereğidir. Paydaşlardan birisinin davasından vazgeçmesi halinde ona isabet eden miktar davalı üzerinde bırakılmaz. Bu miktarın dahi davayı yürüten paydaşlar adına tescile karar verilir (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi – Karar : 2016/3313).”

Önalım Hakkını kullanımına dair iki hak düşürücü süre öngörülmüştür: İlkinde, satışın bildiriminden itibaren 3 ay içerisinde açılmalıdır. Şufa hakkı (önalım hakkı) sahibi paydaşlara gayrimenkulün alıcısı tarafından satış noter aracılığıyla bildirilmişse, satışın bildirilmesinden itibaren 3 ay içerisinde şufa davasının açılması gerekir. İkincisinde ise; her halükarda satıştan itibaren 2 yıl içerisinde önalım hakkı dava yoluyla kullanılmalıdır. Şufa hakkı sahibi paydaşlara satış noter vasıtasıyla bildirilmemişse her halde satış tarihinden itibaren 2 yıl içerisinde şufa davasının açılması gerekir.  Şufa davasında ispat yükü ise önalım hakkını iddia eden davacıdadır.

Yetki Ve Görevli Mahkeme;

Şufa davasında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi; görevli mahkeme ise “Asliye Hukuk Mahkemesi”dir. Önalım hakkı sahibi, adına tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hakim tarafından belirlenen süre içerisinde hakimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür. Yargıtay’ın Haziran 1951 tarihli ve 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereği, önalım bedelinin en geç yargılamanın sonuna kadar depo edilmesi gereklidir.

Önalım Hakkının Kullanılamayacağı Haller İse Aşağıda Yer Verdiğimiz Gibidir;

  • İcra maarifetiyle satışta,
  • Bağış, trampa, taşınmaz satış vaadi gibi hallerde,
  • Ölüme bağlı tasarruf yapılmışsa,
  • Önalım hakkından feragat edilmişse,
  • Paydaşlar arasında fiili taksim gerçekleşmişse,
  • Taşınırlarda,
  • Pay, bir şirkete sermaye olarak konmuşsa,
  • Bağımsız bölüm yahut kat irtifakı payının satımı halinde,
  • Elbirliği mülkiyet mevcutsa
  • Tüm paydaşlar üçüncü bir kişiye paylarını devrederse önalım hakkı kullanılamayacaktır.

Sözleşmeye Dayalı Şufa Hakkı;

TMK md.735 hükmü; “ Tapu kütüğüne şerh verilen sözleşmeden doğan önalım hakkı, şerhte belirtilen sürede ve belirtilen koşullara göre her malike karşı kullanılabilir. Kütükte koşullar belirtilmemişse taşınmazın üçüncü kişiye satışındaki koşullar esas alınır. Şerhin etkisi her durumda, şerhin verildiği tarihin üzerinden on yıl geçmekle sona erer. Yasal önalım hakkının kullanılmasına ve vazgeçmeye ilişkin hükümler sözleşmeden doğan önalım hakkında da uygulanır.”  şeklinde düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesi uyarınca taşınmazlar açısından malik ile önalım hakkı tesis edilen kişi arasındaki anlaşma, şartları ile birlikte tapuya şerh edilmesi suretiyle sözleşmeye dayalı şufa hakkı kullanılabilecektir. Bu yolla kurulacak önalım hakkı en fazla şerh tarihinden itibaren on yıl için geçerli olacaktır.

Aşağıdaki kararda yazılı şekilde yapılmış ve tapu kütüğünde beyanlar hanesine şerh verilmiş önalım hakkının geçerliliğine vurgu yapılmıştır;

“Davacı ve davalıya pay satan dava dışı kişiler arasında 16.10.2009 tarihinde düzenlenen miras taksim sözleşmesinde yer verilen, “işbu miras taksim sözleşmesindeki mirasçı taraflar kendi hisselerine düşen payı bir başkasına satmak isterse iyi niyet gereği öncelikle diğer mirasçılara satın alma teklifini yapmakla yükümlüdür” ifadesiyle sözleşmeye dayalı önalım hakkı düzenlenmiştir. Yazılı şekilde yapılmış bu önalım sözleşmesi geçerli olup, tarafları bağlar; bu hak, tapunun beyanlar hanesine tescil edildiğinden, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda davacının, davaya konu payın davalıya satılması sebebiyle sözleşmeden kaynaklanan şufa hakkını kullanmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – Esas No: 2013/494, Karar No: 2014/153, Tarih: 26.02.2014).”